24 Mayıs 2012 Perşembe

Grup Nidal Asfur


 Türkçe Sözleri:
AĞLAMA ANNE AĞLAMA BENİM İÇİN..
GÜLÜMSE ZILGITLAR ÇEK BAYRAĞIMI TAŞIYARAK
BEN ÖZGÜRLÜĞE YÜRÜDÜM ÖLÜME YÜRÜDÜM GÜLEREK KANIM AKARKEN DE CAN VERİRKEN DE
VE YİNE SÖYLÜYORUM EY HALKIM
BAK GÜNEŞ DOĞUYOR ÖLECEKSEN ÖZGRÜLÜK YOLUNDA ÖL
NE ZAMANKİ KALBİMİN ATIŞLARI DURURSA BİL Kİ
ÖZGÜRLÜK YAKINDIR GÜNEŞ DOĞMAK ÜZEREDİR


Benim kanim akiyor
Ve özgürlük ağacini suluyor
Ben mücadele ediyorum hep
Mücadele ediyorum
Mücadele ediyorum özgürlük uğruna

Asil yaşamin anlami budur
Sevgili kardeşim
Özgürlük uğruna mücadele etmektir

Uyanin kardeşlerim
Savunun işçi kardeşlerimizi
Yoldaşim haykiriyor
Güneş doğuyor
O büyük gün yakinda diyor
Kanim feda özgür vatana


Arapça şarkılar söyleyen Grup Nidal'in Asfur isimli albümü Ares Müzik'ten çıktı. Albümde derlemelerin yanısıra besteler de mevcut...

Grup Nidal yıllara dayalı birikimlerini bir albümde topladı. Hatay'da Çağdaş Sanat Atölyesi bünyesinde 1994 yılında çalışmaya başlayan grup özellikle Arap müzik eserleri üzerine yoğunlaştı. Hatay ve Mersin'de çalışmalarını sürdüren Grup Nidal, tamamı Türkiye'de hazırlanmış ilk Arapça albümünü Asfur'u yayınladı.

Ares Müzik etiketiyle yayınlanan albümde Hatay'ın geleneksel ezgileri ağırlıkta. Ağıtlar, halaylar ve anonim ezgilerin bulunduğu albümde Bintis Selebiya, Meryem, Asfur, Aleyn Büneyti gibi parçaların yanı sıra grubun kendi besteleri de yer alıyor. Grup üyelerinden Belgin Ayrancı grubun kuruluş sürecinden albüm aşamasına kadar Nidal'i anlattı.

Köy köy gezdik...

Bir bağlama iki solistle başlanan çalışmalar zamanla zenginleştirildi. Arap ritimlerle, üflemeliler ve utla bu bölgenin ezgileri söylenmeye başlandı. Grup elemanları köy köy gezerek nenelerden dedelerimizden kayda aldığımız parçaları derlemeye başladık diyerek Grup Nidal'i anlatmaya başlıyor Belgin Ayrancı.

Amaçlarının egemen kültürün asimilasyon politikalarına karşı Arap halkının sesi olmak olarak özetliyor Ayrancı. Anadolu renkli çiçeklerle dolu bir bahçe, biz kendi rengimizde bir çiçek daha ektik bu güzel topraklara diyerek de sürdürüyor konuşmasını...

Utangaç bir selam...

Albümü yapmaya sevk eden düşünsel kökeni de şu şekilde özetliyor Ayrancı; Düşmanlığı bilmeyen, sevda şarkılarıyla yoğrulmuş, anadilleriyle şarkılar söylemeyi, hayaller kurmayı, anadillerinde rüyalar görmeyi, bebeklerine ninnileri kendi dilleriyle, masalları kendi mimikleriyle yaşayan toplumun utangaç selamı.

Albümün içeriği hakkında ise şu şekilde bilgi veriyor Ayrancı; Albümde Cemil Hayek'lerin rengi, Şıh Yusuf El Hekim'in soluğu Mehmet Latifeci'nin tebessümü, Cebel Akra'nın çığlığı var. Son otuz yıldır Ortadoğu'da insanların dillerinde dolaşan ve bu topraklarda yoğrulmuş ezgiler var. Nidal (grubun bestesi), Asfur (Marcel Haliffe bestesi), diğerleri ise yaptığımız derlemeler sonucunda elde ettiğimiz yaşanmış olayları anlatan anonim eserlerden oluşuyor.

Albümü hazırlarken birtakım sorunlarla da karşılaştıklarını belirten Belgin Ayrancı Baştaki ve en büyük sorunumuz ekonomik sorunlardı diyor ve ekliyor Bir diğeri popüler kültürün ürünlerini yayınlamaya alışkın yayıncılar, bizleri ve bu projeyi sadece destekliyoruz demekle yetindiler. Ares Müzik'ten çıktı albüm. Ares Müzik bu topraklarda etnik müziklerin halka ulaşmasında önemli bir yayıncılık. Uzun bir yolculuk için.

Son olarak da şu sözleri söylüyor Ayrancı, Onca zorluğa rağmen birçok sanatçı dostumuz desteklerini bizlerden esirgemedi. Metin Kemal Kahraman, Erdem Doğan, Aslı Dalga, Aytekin Ataş, Serdar Keskin, Metin Kalaç, Nazım Gürgöz, Cansel İşleyen ve Marcel Khalif...Bu albüm küçük adımlarla başlayan uzun bir yolculuğun habercisi olsun Anadolu topraklarına... 

25 Nisan 2012 Çarşamba

Amırzakan Azırho-Rukuya SUGUPHA (Düzce) 2004



İNTERNET'TE İLK!



"ABHAZ DANSI APSUA KOŞARA"

Amırzakan Azırho-Rukuya SUGUPHA (Düzce) 2004
Saygıdeğer büyüğmüz Rukuya Sugupha Hanımefendinin bu kaydını 2004 yılında kendim yapmıştım. Kayıt 320 kbps kalitesindedir. Toplam iki parçadan oluşmaktadır. Kayıt yapılırken tamamen spontane davranılmış, Rukuya Hanımefendi kendi içinden geldiği gibi çalmıştır. Bu kayıtlardaki müzikler relikt Abhaz dans müziği "Apsua Koşara"dır. Apsua Koşara'nın en otantik icralarından birini dinlemek istiyorsanız bu albümü muhakkak indirmenizi tavsiye ederim.


10 dakikalık bu mükemmel resitali dinlemek için lütfen alttaki linke tıklayınız.

Not: Elinde bu türlü kayıt olan hemşehrilerim lütfen benimle irtibata geçsinler. Böylece saklı kalmış folklor değerlerimizi birlikte ortaya çıkarabiliriz.






Tarzı: Halk Dans Müziği
Sanatçı: Rukuya SUGUPHA
Başlık: Abkhazian Music
Çıkış Tarihi: Bilinmiyor.
Parça Sayısı:2
Formatı: MP3
Ses Kalitesi: 320 kbps
Yayın Dili: Abhazca
Boyut: 24,6 MB
Süre: 10 dakika






















24 Nisan 2012 Salı

Gelino Gelino - Gürcüce / Yangın Var Film Müziği



Gelino türküsü, gelin getirilirken söylenir. sözleri çok anlamlıdır. insana verilen değer, aşka verilen değer, geline verilen önem gibi pek çok unsurun şiirsel anlatımını barındırır.

shramta pehit moviyare şens sadzebnada
kokas tskali şevagrove tsvet tsvet helada
ğamem mtvares moukvebi zğapars şenada
dilas dğesats davumğereb lekssa grdzelasa

gelino gelino, nel nela tsamomkevio gelino
gelino gelino, karis tavi mağalia gelino
gelino gelino, dedamtili dedasavet gelino
gelino gelino, mamamtili mamasavet gelino

mitsa loginad dgvekopa dasadzinada
tsasa zeda davihuravt dasa sabnada
kari çumad dagvimğerebs gvetkvis nanasa
varskvlav santlad ainatos şukur natlada ...

Türkçesi:
dokuz dağı yayan yürüdüm seni bulmak için
testimdeki suyu damla damla çoğalttım
gece ayışığında dolunayın masallarını anlattım sana
sabah günün şarkısını söylerim uzun şiirlerle

gelino gelino usul usul benimle gel (bana katıl)
gelino gelino evin kapısı (kapının girişi) yüksektir (dikkat et manasında, sen de başını yukarda tutup tepeden bakma başını eğerek gir)
gelino kayınvaliden annendir
gelino kayınpederin babandır bu evde

bize toprak yeter üzerinde yatmak için (toprak yatağımız olsun)
gökyüzünü üstümüze yorgan gibi örteriz(gökyüzü yorganımız olsun)
rüzgar bize yavaş yavaş (alçak sesle) ninni söyler
yıldızlar mumlar gibi aydınlatsın teşekkür edercesine 

9 Nisan 2012 Pazartesi

Cankat DEVRİM - Mızıka ile Adige Kaafe










İNTERNET'TE İLK!

Folklora Adanan Bir Yaşam: Cankat DEVRİM

Kimi insanlarımız sessiz sedasız, yaptığı işe gönülden bağlanarak, iyi ve doğru olanı bulmak için uğraş verir. Elde ettikleri ile yetinmez böyle insanlar. Hep arayış içinde olurlar. Cankat Devrim de yaptığı işe böylesine yürekten bağlı, böylesine araştırmacı ruha sahip bir hemşehrimizdir. Elbruz hoca ile folklora başladı, onun izinden gitti.
Ondan öğrendiklerini çevresine öğretmek için çaba gösterdi. Bunları yaparken yürekten bağlı olduğu Adığey’in, yüzyıllar boyu oluştura geldiği yaşam felsefesinin inceliklerini kavramanın, dünyaya ve insana bakışını yaşama geçirmenin hazzını duydu. Folklor ile toplumsal yaşamın kopmaz bir şekilde birbirine bağlı olduğunun ayrımına vardı. Folkloru belirli bir kareografiyle izleyiciye sunmanın ötesinde, bir toplumun değer yargıların ön plana çıkarma, izleyicilere bunu keşfettirmenin önemli bir araç olduğunu anladı.


Bu söyleşimizde “Folklora Adanan Bir Yaşam” başlığı adı altında Cankat Devrim’i tanıyacaksınız. Onun söylediklerini zevkle okuyacağınıza, folkloru onunla daha da seveceğinize inanıyoruz.

Nart: Kendinizi tanıtır mısınız?


1946 yılında Düzce’de doğdum. Netabje ailesindenim. 1967 senesinde Ankara’ya gelip gitmeye başladım. Aynı sene, rahmetli Elbruz Gaytaoğlu yönetiminde faaliyet gösteren Ankara Kafkas Kültür Derneği’nin folklor çalışmalarına katıldım. Çeşitli illerde ve Ankara’da gösteriler yaptık. 1978 yılında Ankara’dan ayrıldım, İzmit’te devlet memurluğu görevinde bulundum. Sonra 1985’de Ürdün’den davet alarak “Prens Hamza Çerkes Okulu”nda folklor öğretmeni olarak görev yaptım. 1992 yılında Kafkasya’ya, bugünkü Adığey Cumhuriyeti’nin baş­kenti Maykop’a yerleştim. Ailevi problemlerim, acılarım oldu. O sebeple, aileme manevi destek olmak için Türkiye’ye gelmek zorunda kaldım.

 Türkiye’de “Folk­lor” sözcüğü yanlış anlaşılıyor. “Folklor” sadece dans, oyun olarak algılanıyor. “Halk Bilimi” anlamına gelen folklor, bir halkın üretmiş olduğu kültürel değerlerin tümünü kapsıyor.

Ürdün’de öğrencilere düğünlere katılabilecek kadar halk danslarını, örf ve adetlerimizi öğretiyorduk temel amaçlarımızın başında öğrencilerimize medeni cesaret kazandırmak geliyordu. Toplum içinde nasıl davranacaklarını, önemli değer yargılarımızdan biri olan büyüklere saygı ve küçüklere saygının ne demek olduğunu, kısaca bizi biz yapan toplumsal değerlerimizi öğretiyorduk.

Bu arada çocuklarımızın bedensel sağlıklarını korumakta önem verdiğimiz konular içindeydi bunun için de dans öğreten okullarda uygulanan bir program yürütüyorduk. Kuşkusuz tüm bu faaliyetlerin başka bir hedefi vardı. O da, öğrencilerimizin yaşamın her alanında disipline olmaları, birlikte çalışma ve üretmenin hazzını duymaları idi.

Ürdün’de doğup büyüyen Çerkes çocuklarının dillerini unutmamaları için Kha­bartay-Balkar Cumhuriyeti’nden Adığece dersi veren öğretmenler de vardı. Okulun resmi programında müzik dersi olmamasına karşın biz çocuklara bir nevi müzik dersi de veriyorduk. Çünkü öğretimimizin temeli ku­lak eğitimine bağlı idi. Aynı zamanda bir halkın tasa ve sevinci, o halkın yaptığı müziğinde yer alıyordu. Müzik eğitimi almayan öğrencilerimizin eğitimlerinin eksik olacağına inanıyorduk.

Öğrencilerimizin el becerilerini geliştirmek amacı işle bir atölye kurduk. Birinci sı­nıflardan başlayarak çocuklara pense tutmasını, çekiç kullanmasını öğrettik. Bizim kültürümüzde derinin ve deri işçiliğinin önemli bir yeri var. Bunların unutulmamasını, günlük yaşamımızda kendi motiflerimizin süslediği eşyaları kullandırmayı istiyorduk. Öğrencilerimizin becerileri artınca danslarda kullandığımız aksesuarlar atölyemizde yapılmaya başlandı. Bazı öğrencilerimizin bizim öğrettiklerimizden yola çıkarak el becerilerini geliştirdiler. Bugün bunların arasında hobi olarak bu işleri sürdürenler bulunmaktadır.

Öğrencilerimin Adığece’lerini geliştirmeleri için kullandığımız araç ve gereçlerin adını Adığece olarak söylemelerini istiyordum. Arapça anladığım halde anlamamazlıktan geliyor, benimle dialog kurmaları için Adığece’yi öğrenmek zorunda kalıyorlar ve bu da onları motive ediyordu. Anaokulu, ilkokul, ortaokul ve liselerden oluşan folklor gruplarımız vardı. Bu gruplar yıl sonunda gösteriler yaparlardı. Öğrencilerin el sanatları ders­lerinde yapmış oldukları çalışmaları sergiliyorduk. Öğrencilerimiz yaptıkları bu etkinliklerden mutlu oluyorlardı.

Ürdün’deki hedeflerimde biri de yetiştirmiş olduğum öğrencilerimin üniversiteyi bitirerek kendi okullardın çalışmaya başlamaları idi. Bunu gerçekleştiremeden ayrılmak zorunda kaldım.

Ürdün yasalarına göre Çerkesler Ürdün halkını oluşturan halklardan biri olarak kabul edilir. Bundan dolayı da haftanın belirli günlerinde radyo ve televizyonda yayın yap­ma hakkına sahiptirler. Çerkeslerin kurmuş oldukları sivil toplum örgütleri etkindir. Gençler, Çerkes Gençlik Evlerinde bir araya gelirler. Yaşlıların Çerkes klüpleri vardır. Kimsesiz ve düşkün olanlara yardım eden Çerkes Hayır Cemiyetleri, Çerkes-Arap Dostluk Klüpleri gibi organizasyonlar kurmuşlardır.  Bu gibi kuruluşlar hem halkların birbirlerini iyi tanımasına, hem de kendi sorunlarına kendi içlerinde çözüm bulmalarına yardımcı olmaktadır.

Nart: El sanatları ile ne zamandan beri ilgileniyorsunuz? Nasıl öğrendiniz?

Annemin babası ünlü bir kuyumcu idi. Çocukluğum dedemin atölyesinde geçti. Dedem kama, kemer gibi bizim geleneksel el sanatlarında uzmandı. Ayrıca, satılan bu türden değerli parçaları da kaybolmasın diye satın alırdı. Sonra, Düzce’de Şapsığ bir kuyumsu daha vardı. Onun dükkanına da sık sık gider, yaptıklarına bakardım. Üniversite yıllarında yazın, dayımın yanında çalışmaya başladım. Düzce’de Kafkas Kültür Derneği kurulmuş, folklor gösterisi yapılacaktı. Ekibe tenekeden kılıç yaptım konuya meraklı olduğum için gördüğüm eşyaları inceledim, nasıl yapıldıklarını öğrendim. Kardeşimin kuyumcu atölyesinde çalışmaya başladım. Ürdün’e gittiğim zaman Çerkes el sanatları ürünlerini, onarmak amacı ile bir atölye açtım. Kral Hüseyin’e yakın olan biri, iki kama siparişi verdi. Kamaları yaptım. Birini Krala hediye etmiş. Daha çok kama siparişleri almaya başladım. Ürdün kültürünü tanıtmak amacı ile turistlere ulusal giysili görevliler hizmet eder. Görevlendirilen Çerkesler için de gümüşlü takımlar yaptım.

Nart: Yaptıklarınızı sergilemeyi düşündünüz mü?

Çoğunlukla sipariş üzerine çalıştım. Sonra, yaptığım şeyler öyle sergiye girecek kadar uzun bir süre kalmıyor bende. Mutlaka bir alıcı çıkıyor. Çok uzun uğraştan sonra bile eser ortaya koyuyorsunuz, onu satmak zorundasınız. Benim kullandığım teknik, dedelerimizin kullanmış olduğu tekniktir. Tabi, bu da seri üretim için yeterli olmuyor. Kafkasya’da iken Dağıstan’a giderek gelişmiş teknikleri öğrenmek istedim. Çeşitli nedenlerle bunu da yapamadım. Benim bu mesleği yapmamdaki asıl amacım, dedelerimizin üretmiş oldukları değerlerin kaybolmaması. Öyle güzel, öyle sanatsal üretimleri olmuş ki her biri kendi çağının özelliklerini yansıtıyor. Bu işten biraz anlayanlar, iki kamayı yan yana koyarak bu yüz yıl önce yapıldı, bu beş yüzyıl önce yapıldı diyebilir.

Çerkes el sanatları ile ilgili bir kitap üzerinde çalışıyorum. Bu kitabı, bence önemli yapacak olan Çerkes aile armaları üzerine yaptığım çalışma. Çerkes el sanatları üzerine çalışma, araştırma yapacak olanlara bu kitabımla yardımcı olmak istiyorum.

Nart: El sanatları ile ilgili çalışmalarınızdan çok sizin Çerkes halk dansları konusundaki uzmanlığınız biliniyor. Bir de Kafkas Derneği Ankara Şubesi faaliyetleri kapsamında çocuklara halk dansları der­si  veriyorsunuz. Çalışmalarınızda dik­kat etmek istediğiniz hususlar nelerdir?

Yönetim Kurulu’na böyle bir teklifte bulundum. Bu konudaki deneyimlerimi, bilgimi aktarmak istiyorum. Ürdün’de yetiştirdiğimiz grup, 1989’da Kafkasya’ya gitti. Orada kaldıkları süre içerisinde her akşam gösteri yaptılar. Çocuklar da dedelerinin topraklarını görmekten büyük haz duydular. Folklor öğretiminin zorluklarını biliyorum. Her şeyden önce öğrencilerin bu konuda istekli olmaları, anne ve babalar tarafında motife edilmeleri gerekiyor. Çok çalışmanıza karşı az ilerleyebilirsiniz. Ama yorulmaya, terlemeye, emek vermeye değer bir çalışma.

Halk oyunları kültürümüzün bir parçası. İlköğretim süresince çocuklar çalışmalara katılabilirler. 8 yıl sonunda onlar belirli bir performansa, beden gücüne kavuşacaklar. Tabi, beden gücünün yanı sıra bu çocuklara kültürümüzün de doğru öğretilmesi gerekir. Beden bakımından ne kadar büyük performans gösterirse göstersin, eğer bir dansör yaptığı dansın temel felsefesini bilmiyorsa yaptığı dansın temel amacını sergileyemez. Bu konuda bir örnek vermek istiyorum. 1974 yılında Gürcüstan Halk Dansları Topluluğu adı altında bir grup gelmişti. Hocamız Elbruz Bey ile dans grubunun hocası arkadaşmış. Bir gün Gürcü hoca Elbruz Bey’e “-Elbruz, salon yetkilileri bana senin kızların dans ederken hiç gülmüyor. Niçin gülmüyorlar.”

diye sordular. “Çerkes kızlarının dans eder­ken gülmediklerini bunlara nasıl izah et­me­li?” diye sormuş. Bizim danslarımızın cid­di­yet ve disiplin içerisinde yapılması gerekiyor. Düğünlerde bile bir cid­diyet vardır. Düğüne gelenler evlerinde öğrendikleri xabzeyi uygulamak zorundadır. Dans ve xabzenin iyi bir şekilde birleştirilmesi gerekiyor.

Nart: Gençlere, anne ve babalara söylemek istediğiniz var mı?

Anne ve babaların çocuklarına törelerimizi öğretmelerini, gençlerin de araştırarak, büyüklerin de sorarak kültürümüzü öğrenmelerini tavsiye ediyorum.

Kaynak: NART Dergisi


Cankat Devrim'den 3,35 dakikalık olağanüstü güzellikteki mızıka resitalinin mp3'ünü indirmek için aşağıdaki linke tıklayınız.




















19 Mart 2012 Pazartesi

Argun-ipha Mehlika Akduman-Apsua Koşara





MEHLİKA AKDUMAN KİMDİR?

Anne Adı: Feride (Aguma) Harmantepe
Baba Adı: Kamil (Argun) Kandıra / Karaağaç
Doğum Tarihi: 1915
Doğum Yeri: Harmantepe / Adapazarı
Ölüm Tarihi. 11.08.1987

İzmit Akmeşe eşrafından Hasan Bey'le 1934 yılında evlenip Akduman soyadını aldı. Bu Evlilikten; Ali Çetin, Gülsen, Birsen ve Ersin adlarında ikisi erkek, ikisi kız dört çocuğu oldu.

Kocası Hasan Bey'in 1955 yılında vefatıyla çocuklarına baba oldu. Kadın terziliği yaparak hiç kimseye  muhtaç olmadan ailesini ayakta tutan, ailesini çok seven, akraba ve dostlarını hiç bırakmayan; kardeşleri Aşamba Hasan Çakal ve özellikle Aşamba Nazım Akoğlunun sevgilerini kalbinden hiç eksiltmeyen, yeğenlerini çocuklarından ayırmayan, evindeki çiçekleriyle konuşan - hayvanları seven...

Modern, demokrat ve entellektüel özelliklere sahip, ud çalmasını bilen, Türk Sanat Müziği Hayranı, batı müziğine sempatiyle bakan tam bir cumhuriyet kadını.

Kendi kültürümüzü yaşatmak ve tanıtmak adına yaptığınız çalışmanızı takdirle karşılıyorum. Çalışmaların devam etmesini bekliyor ve başarılar diliyorum.

Akduman Ailesi adına

Ersin AKDUMAN





Tarzı: Halk Dans Müziği
Sanatçı: Argun-ipha Mehlika Akduman
Başlık: Abkhazian Music
Çıkış Tarihi: Bilinmiyor.
Parça Sayısı:1
Formatı: MP3
Ses Kalitesi: 128 kbps
Yayın Dili: Abhazca
Boyut: 13.24 MB
Süre: 13 dakika


Rahmetli Argun-ipha Mehlika Akduman'ın 13 dakikalık müzik ziyafeti için aşağıdaki linke tıklayın!


























10 Mart 2012 Cumartesi

KAFKASYA EZGİLERİ- ASIRLIK TARİH: M. Hagauca 1911






ADİGE SANATÇI M. HAGAUCA’NIN 1911 YILI KAYITLARI

XX. yüzyılı başında tüm Avrupa’da Şark ile ilgili her şey ilgi uyandırmaya başlamıştır. Şairler ve yazarlar şark motiflerini eserlerinde yansıtıyorlardı. Zengin evlerin salonları ve oturma odaları şark tarzında mobilyalarla doluydu. Koleksiyoncular şark antikalarının peşindeydiler. Paris ve Londra plak şirketleri, Kafkasya’nın eşsiz ezgilerini toplamak amacıyla gezileri düzenliyorlardı.

“Gramofon” adlı İngiliz stüdyonun yöneticisi FredTeylerve ses mühendisi EdmondPeers 1911-1913 yıllarında eşsiz birçok kayıt yapmış ve “Kafkasya Müziği” adında bir seri çıkarmışlardır. O dönemde kayıt yapılan cihazlara matris deniyordu ve Avrupa ülkelerinde oldukça popülerdi.


Rus bilim adamı müzikolog Alla Sokolova birkaç sene bu kayıtların arayışındaydı. Nihayet başarıya ulaşmıştır ve “Electronic Musical Instrument” adlı Londra arşivinde Adige sanatçı Hagauca’nın 1911 yılı kayıtlarını bulmuştur.
25 Şubat tarihinde Maykop şehrinde Hagauca’nın kayıtlarının yüzüncü yıldönümü konulu bilim etkinliği düzenlenmiştir.


O dönemin çalgıların sesleri nasıldı? Kafkasyalı sanatçılar şarkılarında neleri anlatırlardı? Ne kadar şaşırtıcı olsa da onlar da yüz yıl sonra torunlarının bahsettikleri şeylerden bahsederlerdi. Memleket sevgisi ve insanların ilişkilerinden bahsederlerdi şarkıları. Fakat yıllar geçtikçe torunlarının kaybettikleri birçok detay var sözlerinde. Hiç kuşkusuz ki bu müzik eserleri sadece müzikologlar için değil etnografi uzmanları, tarih ve dil uzmanları için mükemmel malzeme olacaktır.
Maykop şehrinin bilim adamları sayesinde yüz yıl önceki dünyaya gidip atalarımızın seslerini duyabiliriz.






Tarzı: Halk Şarkıları
Sanatçı: M.Hagauca
Etiket: Electronic Musical Instrument-Gramofon Studio
Başlık: Adygian Music
Kayıt Tarihi: 1911
Çıkış Tarihi: 2011
Parça Sayısı:28
Formatı: MP3
Ses Kalitesi: 112 kbps
Yayın Dili: Adigece
Boyut: 72,5 MB